top of page


On the Body that Hurts: A Meditation on Pain, Language and the Unlivable
Begin here, at the simplest possible place. A body. A hurt. The tooth that wakes you at three in the morning, the grief that arrives without announcement, the dull accumulating pressure of a life that has not gone the way the life was supposed to go. We begin here not because these are trivial examples but because they are irreducible ones. They cannot be thought away. They cannot be deferred to a later chapter. The body that hurts is always already the most insistent fact, t

Ece Karadağ
7 gün önce13 dakikada okunur


Platon Diyaloglarında Savaşın Ahlaki Sınırları
Savaş, insanlık tarihinin başlangıcından bu yana varlığını sürdüren, toplumsal yaşamı derinden etkileyen yıkıcı bir olgudur. Çok sayıda iç ve dış savaşa sahne olan Antik Yunan’da, özellikle Atina için savaş olgusu merkezi bir öneme sahiptir. Öyle ki bu kendini yazılı ve sözlü gelenekte gösterir. Homeros ve Hesiodos’un başyapıtlarından, Theognis’in lirik şiirlerine; Thokudides’in karmaşık nesirlerinden, toplumsal ve ahlaki sorunları konu alan Euripides ve Aiskhulos’un tragedya

Elif Kızıl
16 May7 dakikada okunur


İktidar ve Utanç
Ailelerin çocuklardan öğrenmesini beklediği temel bir duygudur utanç, eylemin yanlışlığının dışa doğru bir kabulünü içerir. Bir çocuk eyleminden utandığında ailesi artık bu hareketin yanlış olduğunu kanıksadığına inanır. Utanmak, çoğu zaman dışarıdan bir baskının sonucudur, özü itibariyle bireyin toplumla çatışmasının bir ürünüdür. Toplum olmasa utanmak olmaz. Tabii ki burada bireyin de topluma katılırken bu denetimi içselleştirdiğini es geçmemek lazım. O zaman utancı iki uns

Kemal Sarp Cömert
9 May5 dakikada okunur


Kolektif Günahımız: Ignavi
“Under the brown fog of a winter dawn, A crowd flowed over London Bridge, so many, I had not thought death had undone so many.” T.S. Eliot’un Çorak Ülke şiirindeki bu dizeler, Londra Köprüsünden geçen sabahçıların yaşamlarını Dante’nin cehennemine gönderir. Dante’nin Cehenneminin 3. Kantosunda geçen “Aklımın ucundan bile geçmezdi, ölümün bunca insanı yenik düşürmesi” ifadesi, 600 yıl sonra Eliot’un şiirinde, bu sefer modernitenin ruhsuzluğunu vurgulayarak tekrar canlanır; zir

Atahan Okay Uğur
2 May5 dakikada okunur


Un Aperçu de la Mafia Basé sur le Film Gomorra
Dans cet article, basé sur le film Gomorra, nous tenterons de présenter une vue d'ensemble de Gomorra et d'autres types de mafia, ainsi que du concept de « mafia » en général. Pour comprendre la mafia, il faut en étudier les racines historiques, examiner les différents types de mafia mentionnés ci-dessus, les structures organisationnelles de ces différents types de mafia, les secteurs dans lesquels elles se concentrent et les conditions sociopolitiques qui ont conduit à leur

Muhammed Yusuf Ekin
25 Nis10 dakikada okunur


Jack London’ın Zihninde Yaşamak: Levent Cinemre ile Söyleşi
28/03/2026 Hodos Dergi editör ekibi olarak; kariyerini, yaşamını ve zihnini büyük ölçüde Jack London’a adayan çevirmen Levent Cinemre ile bir araya geldik. Çevirmenliğe dair başlayan sohbetimiz, Jack London’un hayatına ve Cinemre için ne ifade ettiğine uzandı. Bu söyleşide bir çevirmenin, çevirdiği eserin yazarının zihniyle nasıl bağ kurduğunu yakından görme fırsatı bulduk. Söyleşimizde, Cinemre’nin 13 yaşında köpek korkusunu yenmek için okuduğu Vahşetin Çağrısı ile başlayan

Hodos
19 Nis19 dakikada okunur


De la Mimesis au Dévoilement : l’Art Au-delà de la Copie
Dans sa nouvelle intitulée « Le Chef-d'œuvre inconnu », Balzac raconte l'histoire du peintre Frenhofer. L'artiste cherche à représenter la vie sur sa toile avec une certaine perfection, mais il ne parvient finalement qu'à un chaos de couleurs insensé. Cet échec illustre une contradiction inhérente à la création car plus un artiste s'efforce de recréer fidèlement la réalité, plus il risque de perdre le sens même de son œuvre. On voit ici que le désir d'une ressemblance totale

İlke Ezgi Kuru
11 Nis13 dakikada okunur


Gözetim Altında
(Arzular ve gündüz düşleri ruhu yolundan döndürüp onu kör-edici bir karanlığa sürükler, bu karanlık ise ruhun çürümeyi göze alacak kadar güçsüzleşerek nihayet başıboş hayaletler tarafından alaşağı edileceği anı bekler sürekli.) 1-Bakışlarla bozuldu zamanın akışı solgunluğun kendi sabrına karşı, başlangıç sonsuzluğa karıştı yankılar, şimdiye ait zincirlerde sürünüp duruyor solgun bir objenin izini bırakıp bileklere birliğini damarlardan ötesine taşıyarak: bedeni nasıl zayıflaş

Behram Mete Nuhoğlu
4 Nis3 dakikada okunur


The Personal as Political: Annie Ernaux’s Literary Universe
This article examines the literary universe of Annie Ernaux, the 2022 Nobel laureate in literature, arguing that her decades-long body of work constitutes one of the most sustained and politically significant literary projects of the twentieth and twenty-first centuries. Drawing on her practice of autosociology—a hybrid genre that fuses personal memoir with sociological and ethnographic analysis—Ernaux transforms individual memory, bodily experience, and class shame into inst

Ece Karadağ
29 Mar22 dakikada okunur


Diyalektik mi, Eklektik mi? (Diyalektiğin Maoist “Kavranışı” ve “Uygulanışı” Üzerine Polemik Notları)
Diyalektik mi, Eklektik mi? (Diyalektiğin Maoist “Kavranışı” ve “Uygulanışı” Üzerine Polemik Notları) “Voprosı filosofii” (Felsefe Sorunları), Sayı: 7 (1968), s. 40-49 Maoizm adı verilen hastalığa tam bir teşhis koymak kolay bir iş değildir. Bu teşhis, yalnızca söz konusu olguyu şu ya da bu başlık altına yerleştirmekten ibaret olamaz — bu başlık ister “kişi kültü” veya “komünizmin kışla-bürokrasi tipi yozlaşması”, ister “pragmatizm” veya “dogmatizm”, ister “metafizik düşün

Ragim Mamedov
20 Mar16 dakikada okunur


Aile Yılında Faşizmi Düşünmek: Reichçi Bir Perspektiften Faşizmin Psikopolitik İnşası
Giriş Faşizm çoğu zaman totaliter bir rejim biçimi, ideolojik sapma ya da kriz anlarında ortaya çıkan tarihsel bir tepki/anomali olarak ele alınır. Faşist otorite, tek parti buyurganlığını şiddete başvurarak ve çoğu zaman siyasal maskesinin ardına gizlenerek zorla benimsetme amacı güder. Wilhem Reich, kendi yaklaşımında faşizmi yalnızca ekonomik, sosyal, siyasal krizlerden doğan bir tepki, basitçe totaliter rejimler tarafından dayatılan siyasal ideoloji olarak okumaz. Reic

Defne Sungar
14 Mar12 dakikada okunur


Mübtedinin Ayak Sesleri
Dar koridorun dört yanından gelen topuk sesinden, yaklaşan kişinin arkasında mı önünde mi olduğunu anlayamadı. Zaten önünü arkasını bilecek bir durumda değildi artık. Ne yaşadığından emin değildi ne yaşayacağını hiç tahmin edemiyordu. Öyle hatırlamamak gibi değildi onun ne yaşadığını bilmemesi sanki hiç anlamamış gibiydi başından geçenleri, sadece olayları ve sırasını biliyordu, üzerinde bir etkisi olmuş gibi görünse de aslında sadece rol yapıyordu, hayatı boyunca yalan söyle
Ahmet Yerlioğlu
6 Mar4 dakikada okunur


Tractatus Logico-Philosophicus Neden Okuyucu Dostu Bir Eser Değildir? Sezgisel Bir İnceleme
Tractatus Logico-Philosophicus (TLP)’un ilk basımı yüz yılı aşmış bulunuyor fakat biz TLP’yi ne ölçüde anladık yahut bunun için birtakım ön şartlar gerekli midir? Başlıktan da anlaşıldığı üzere belki de bu husus üzerindeki yargımız üzerine bir işmar vermiş olabiliriz. Aşağıda bu meseleyi iki bölümde ele almaya çalışacağız. Öncelikle Kantçı anlamda diskürsif olmayan bir tarzda, sezgiye hitap ederek, gevşek bir okuyucu karşıtlığı tipolojisi önereceğiz. İkinci bölümde ise TLP bu

Tolunay Çağım Çağatay
27 Şub7 dakikada okunur


Sartre and Adler Hand in Hand: The Beginnings of Existential Psychotherapy and the Life Style Industry
The name of the famous XXth century French philosopher Jean Paul Sartre is known globally to most people with his later called existentialist method arguing for our existence predating what-ever essential qualification we or another person has deemed of us instead. Most people are aware of this subjectivist (some say relativist) declaration of Jean Paul Sartre who demands that the individual subject shall be and is fully responsible in his or her act of choosing. Sartre insis
Ege Curl
20 Şub17 dakikada okunur


Psyche ve Analiz
Masayı masa yapan statik bir özünün olmadığını kabullendikten sonra aynı bakışı kendimize de yönelttik. Günümüzde kimliklerimizin üstümüze giydiğimiz bir kıyafetten ibaret olduğunu ve artık ''Ben kimim?'' sorusuna verebileceğimiz bir cevabımızın olmadığını hissediyoruz; cinsiyetim, mesleğim, yaşım, dış görünüşüm, içine doğduğum kültür beni tanımlamıyor ve sürekli değişiyorlar. Bunların her biri birer dinamik, ilişkisel yapılar ve ''ben'' dediğim şey de bu yapılardan oluşmuş b

Umut Karagül
13 Şub4 dakikada okunur


Zamanın Dışında Kadavra
Solgun yüzlerin her eşiği kapladığı, her mevsimin kurak ve dört mevsim bitmeyen sisin griliğinin gökyüzünün maviliğinin yerini aldığı bu kasabada, çocukluğunu basit bir çırak olarak geçirdi. Çocukluk, gençlik, yetişkinlik gibi süreçsel kavramlar ona bir anlam ifade etmiyordu. Tek harekete geçiş amacı bir gün zamanı ve belki mekânı aşabilecek bir saat ortaya koyabilmekti. Saatçi, varlığını unutmuş bir kasabanın kenarına tutunan, karanlık ve harap atölyesinde her zaman olduğu g
Kaan Demirşah
6 Şub2 dakikada okunur


Sirkeci
Bulantıyı hissederek uyandı, Sirkeci’deydi. Üzerinde çağların yorgunluğu… ve yerde çırılçıplak yatıyordu. Bedenini biçare sarmaya çalışan tül; ellerini, yüzünü ve ruhunu açıkta bırakmıştı. Bahara bakan soğuk bir kış günüydü. Benliğini Anadolu’nun önemsiz bir tren istasyonunda, bir Ankara caddesinde yahut uzak diyarların ücra bir köşesinde unutmuştu. Bu muammayla birlikte kim olduğu büsbütün silikleşmişti. Nereden geldiği meçhul bir esinti tüylerini ürpertiyordu. Dehşetengiz s

Ege Bayoğlu
30 Oca4 dakikada okunur


Görünmeyen Şiddetin Üç Sesi
Modern şehrin kurduğu düzen, çoğu zaman sessizlik üzerine inşa edilir. Bu sessizlik, şiddetin yokluğundan değil, şiddetin belirli bedenler ve topluluklar üzerindeki etkisinin sistematik biçimde görünmez kılınmasından kaynaklanır. Şehirler kendilerini modern, kozmopolit ve düzenli alanlar olarak sunarken, bu düzenin sürdürülebilmesi için şehrin “periferisinde” hem mecazi hem de mekânsal anlamda bastırılmış, dışlanmış ve kriminalize edilmiş toplulukların varlığına ihtiyaç duyul

Nilsu Özmen
23 Oca9 dakikada okunur


Ontolojik Sınır: Meillassoux’nun Üç Dünyası ve Olumsal Dördüncü
Bugün Boğaziçi Üniversitesi’nde konuşma yapıyor olmak benim için bir mutluluk. "Ontolojik Sınır: Meillassoux’nun Üç Dünyası ve Olumsal Dördüncü" başlıklı tebliğim, Fransız filozof Quentin Meillassoux’nun spekülatif materyalizmini yeniden okuyarak, onun felsefesini ontolojik sınır ve yasa kavramlarına yönelik bir meydan okuma olarak ele almaya çalışacağım. Giriş Sınırları genellikle jeopolitik veya kültürel ayrım çizgileri olarak düşünme eğilimindeyiz. Oysa en temel sınır on

Yavuz Geçer
16 Oca6 dakikada okunur


Le Ciel Bleu
LE CIEL BLEU Le ciel était bleu comme son âme, un bleu solennel — ni joyeux ni entier, mais transpercé par les ailes d’anges disparus, traînant derrière eux le parfum des temples brûlés. Il marchait là où les coquelicots pleurent en vain, le souffle chargé d’absinthe et de chagrin, ses veines — jardins étouffés par le désespoir, où rampent les serpents du souvenir noir. Chaque pas laissait de l’encre dans l’air, un hymne pour ceux qui osent et espèrent embrasser la bouche d

Ece Karadağ
9 Oca2 dakikada okunur
HODOS
bottom of page
