top of page

Analık ve Devrim

  • Yazarın fotoğrafı: Zeynep Kalaça
    Zeynep Kalaça
  • 3 gün önce
  • 3 dakikada okunur
The Visitation, by Lorenzo Maitani and Associates, Orvieto cathedral
The Visitation, by Lorenzo Maitani and Associates, Orvieto cathedral

Orijinalinde Maternity and Revolution başlığını taşıyan Terrry Eagleton'ın bu yazısı, Culture Matters adlı siteden çevrilmiştir. Bkz. https://www.culturematters.org.uk/maternity-and-revolution/



Oyun yazarı Edward Bond, "Lear" adlı oyununun önsözünde, içerisine doğduğumuz dünyadaki "biyolojik beklentilerimizden" dem vurur. Bu, bir bebeğin o muazzam savunmasızlığının ihtimamla karşılanacağına, ona yalnızca gıda değil, aynı zamanda duygusal bir teselli ve itimat sunulacağına dair bir beklentidir.

Bebek, kendisini kucaklamaya hazır ve bu kırılgan varlığı nasıl ağırlayacağını bilen bir dünyaya gözlerini açmayı umar. Bond’a göre bu durum, hakiki bir kültürün yegâne nişanesidir; tam da bu sebeple, günümüzün kapitalist uygarlığını "medeniyet" kelimesiyle anmayı reddeder. Zira ona göre politika, meclis koridorlarında değil, doğumhanede başlar.


Hayatın şafağı ile gurubu, pek çok noktada birbirine eklemlenmiştir. Öyle ki, bazıları doğrudan ölümüne, ölümü için doğar. Luka İncili’nin ilk bölümündeki sarsıcı bir sahnede yazar, Meryem ile kuzeni Elizabeth'in karşılaşmasını bir tiyatro sahnesi gibi kurgular. Her iki kadın da hamiledir; fakat ikisi de alışılagelmiş, durağan bir ev hayatının örneği değildir. Elizabeth, doğurganlık çağını çoktan geride bırakmış; Meryem ise bir "erkeğin dokunuşu" olmadan dünyaya çocuk getirmiş bir bakiredir. Yuhanna İncili’nin ifadesiyle bu, "beşerî bir iradeyle" gerçekleşmemiştir; böylece Meryem, henüz birinci yüzyıl Filistin’inin o katı ataerkil yapısının çeperinin dışına itilir. Rahmindeki çocuk, nikah akdi gibi toplumsal bağlardan çok daha kudretli ve her şeyi kuşatan bir sevginin meyvesidir.



Visitation by Jacques Daret, c. 1435
Visitation by Jacques Daret, c. 1435


Elizabeth’in bakışları Meryem’le buluştuğunda, rahmindeki çocuk vecidle kımıldar. Ne var ki bu neşe uzun sürmeyecektir. Bu çocuk büyüdüğünde; Woodstock festivalinden kopup gelmiş bir mülteciyi andıran, çölde çekirge ve balla beslenen, o vahşi ve hırpani görünüşlü Vaftizci Yahya olacaktır. Yahya’nın o hiddetli önsezileri ve kehanetleri, siyasi erki öylesine bir dehşete düşürecektir ki, sonunda idam edilecektir.

Meryem’in doğurduğu çocuk da büyüyecek ve bu kez işgalci Roma İmparatorluğu tarafından katledilecektir; o da devlet bekası için bir tehdit olarak addedilip saf dışı bırakılacaktır.

Her iki adamın da, İsa’nın her fırsatta eleştirdiği bir kurum olan "aile" ile pek işi olmayacaktır. İsa’nın davası, kan bağından önce gelir; nitekim kendi akrabalarına karşı tutumu şaşırtıcı derecede mesafelidir. O, aileleri birleştirmeye değil, üyelerini birbirine düşürmeye geldiğini ilan eder. Her iki adam da; mülksüz, mesleksiz, yuvasız ve istikbalden yoksun, münzevi birer gezgindir.


Buna rağmen Luka’nın anlatısı, baştan sona muzaffer bir eda taşır. Meryem ve Elizabeth, bebek bakımından ya da gebelik sancılarından değil, devrimci bir siyasetten söz ederler. Genç kadın (Meryem), kuzeninin selamına, İbrani kutsal metinlerinden bir bölümü coşkuyla terennüm ederek karşılık verir -belki de bunu bir raks eşliğinde yapıyordur. Tanrı’nın, "muktedirleri tahtlarından indirdiğini ve hor görülenleri yücelttiğini; açları nimetlerle doyurup zenginleri ise elleri boş çevirdiğini" müjdeler.


Filistin’in makus talihiyle bilinen, ücra bir köşesinden gelen bu meçhul genç kadın, kendi payesine erişini yoksulların şahlanışıyla özdeşleştirir. Onun hamileliği, dünyanın o boynu bükük ve dışlanmışları olan yoksul tabakasının zaferidir. Bazı teologlar, Luka’nın Meryem’in diline pelesenk ettiği bu sözlerin, aslında Roma karşıtı yer altı direnişçileri olan Zelotların bir marşı olduğunu savunur (İsa’nın yakın çevresinde de muhtemelen bu radikal mukavemetçilerden birkaçı bulunuyordu).



Mary Magdalene in Ecstasy, by Artemisia Gentileschi
Mary Magdalene in Ecstasy, by Artemisia Gentileschi

Meryem’in bu çıkışı ister Zelotlardan esinlenmiş olsun ister olmasın, aslında Yahudi külliyatının temel bir hakikatidir: Tanrı’nın kim olduğunu, ancak ezilenlerin üzerine rahmet yağdığında idrak edebilirsiniz. Gerçek kudret, zayıflıktan neşet eden kudrettir. O devirde kadınlar, bir bütün olarak toplumun dışına itilmiş kitlelerdi. İncil’deki bir diğer müstesna figür olan Mecdelli Meryem de, bir seks işçisi olduğu iddialarına rağmen, İsa’nın boş mezarını ilk keşfeden kişi olma şerefine nail olmuştur. Kadın beyanının hükümsüz sayıldığı bir çağda, İncil yazarının bu tercihi oldukça cüretkâr bir hamledir. Bugün annelik, cinsellik ve üreme gibi konular siyasi birer mesele olarak görülse de, Luka’nın devrinde böyle bir anlayış yoktu. Buna rağmen onun kurguladığı bu sahne, günümüzün politik iklimini çarpıcı bir biçimde müjdeler: Politika, ana rahminde ve annelikle başlar. Ve eklemek gerekir ki; bir anne olarak Meryem, edebiyat tarihinin en tesirli dizelerine ilham vermiştir:

 

Tanrı’nın Annesi

W. B. Yeats

 

sevginin o üçe katlanmış dehşeti –yere inen titrek bir ışık,

bir kulağın oyuğundan sıyrılıp gelen;

odada çırpınan kanatlar.

gördüğüm tüm kâbusların en dehşetlisi,

gökler rahmimin içinde saklı.

 

oysa, her sıradan kadının bildiği o anlarda

huzur bulmamış mıydım ben?

ocağın başında,

bahçe yolunda,

ya da çamaşırlara bastığımız

ve konuşmaya toplaştığımız o kayadan sarnıçta?

 

sancılarımla bedelini ödediğim bu beden,

nedir?

ak pak sütümle emzirdiğim şu huzur bulmuş yıldız,

nedir?

kalbimin kanını durdurası akan bu sevgi,

kemiklerime ani bir ürperti salan

ve saçlarımı diken diken eden bu giz,

nedir?


 
 
bottom of page