top of page


Tractatus Logico-Philosophicus Neden Okuyucu Dostu Bir Eser Değildir? Sezgisel Bir İnceleme
Tractatus Logico-Philosophicus (TLP)’un ilk basımı yüz yılı aşmış bulunuyor fakat biz TLP’yi ne ölçüde anladık yahut bunun için birtakım ön şartlar gerekli midir? Başlıktan da anlaşıldığı üzere belki de bu husus üzerindeki yargımız üzerine bir işmar vermiş olabiliriz. Aşağıda bu meseleyi iki bölümde ele almaya çalışacağız. Öncelikle Kantçı anlamda diskürsif olmayan bir tarzda, sezgiye hitap ederek, gevşek bir okuyucu karşıtlığı tipolojisi önereceğiz. İkinci bölümde ise TLP bu

Tolunay Çağım Çağatay
4 gün önce7 dakikada okunur


Sartre and Adler Hand in Hand: The Beginnings of Existential Psychotherapy and the Life Style Industry
The name of the famous XXth century French philosopher Jean Paul Sartre is known globally to most people with his later called existentialist method arguing for our existence predating what-ever essential qualification we or another person has deemed of us instead. Most people are aware of this subjectivist (some say relativist) declaration of Jean Paul Sartre who demands that the individual subject shall be and is fully responsible in his or her act of choosing. Sartre insis
Ege Curl
20 Şub17 dakikada okunur


Psyche ve Analiz
Masayı masa yapan statik bir özünün olmadığını kabullendikten sonra aynı bakışı kendimize de yönelttik. Günümüzde kimliklerimizin üstümüze giydiğimiz bir kıyafetten ibaret olduğunu ve artık ''Ben kimim?'' sorusuna verebileceğimiz bir cevabımızın olmadığını hissediyoruz; cinsiyetim, mesleğim, yaşım, dış görünüşüm, içine doğduğum kültür beni tanımlamıyor ve sürekli değişiyorlar. Bunların her biri birer dinamik, ilişkisel yapılar ve ''ben'' dediğim şey de bu yapılardan oluşmuş b

Umut Karagül
13 Şub4 dakikada okunur


Zamanın Dışında Kadavra
Solgun yüzlerin her eşiği kapladığı, her mevsimin kurak ve dört mevsim bitmeyen sisin griliğinin gökyüzünün maviliğinin yerini aldığı bu kasabada, çocukluğunu basit bir çırak olarak geçirdi. Çocukluk, gençlik, yetişkinlik gibi süreçsel kavramlar ona bir anlam ifade etmiyordu. Tek harekete geçiş amacı bir gün zamanı ve belki mekânı aşabilecek bir saat ortaya koyabilmekti. Saatçi, varlığını unutmuş bir kasabanın kenarına tutunan, karanlık ve harap atölyesinde her zaman olduğu g
Kaan Demirşah
6 Şub2 dakikada okunur


Sirkeci
Bulantıyı hissederek uyandı, Sirkeci’deydi. Üzerinde çağların yorgunluğu… ve yerde çırılçıplak yatıyordu. Bedenini biçare sarmaya çalışan tül; ellerini, yüzünü ve ruhunu açıkta bırakmıştı. Bahara bakan soğuk bir kış günüydü. Benliğini Anadolu’nun önemsiz bir tren istasyonunda, bir Ankara caddesinde yahut uzak diyarların ücra bir köşesinde unutmuştu. Bu muammayla birlikte kim olduğu büsbütün silikleşmişti. Nereden geldiği meçhul bir esinti tüylerini ürpertiyordu. Dehşetengiz s

Ege Bayoğlu
30 Oca4 dakikada okunur


Görünmeyen Şiddetin Üç Sesi
Modern şehrin kurduğu düzen, çoğu zaman sessizlik üzerine inşa edilir. Bu sessizlik, şiddetin yokluğundan değil, şiddetin belirli bedenler ve topluluklar üzerindeki etkisinin sistematik biçimde görünmez kılınmasından kaynaklanır. Şehirler kendilerini modern, kozmopolit ve düzenli alanlar olarak sunarken, bu düzenin sürdürülebilmesi için şehrin “periferisinde” hem mecazi hem de mekânsal anlamda bastırılmış, dışlanmış ve kriminalize edilmiş toplulukların varlığına ihtiyaç duyul

Nilsu Özmen
23 Oca9 dakikada okunur


Ontolojik Sınır: Meillassoux’nun Üç Dünyası ve Olumsal Dördüncü
Bugün Boğaziçi Üniversitesi’nde konuşma yapıyor olmak benim için bir mutluluk. "Ontolojik Sınır: Meillassoux’nun Üç Dünyası ve Olumsal Dördüncü" başlıklı tebliğim, Fransız filozof Quentin Meillassoux’nun spekülatif materyalizmini yeniden okuyarak, onun felsefesini ontolojik sınır ve yasa kavramlarına yönelik bir meydan okuma olarak ele almaya çalışacağım. Giriş Sınırları genellikle jeopolitik veya kültürel ayrım çizgileri olarak düşünme eğilimindeyiz. Oysa en temel sınır on

Yavuz Geçer
16 Oca6 dakikada okunur


Le Ciel Bleu
LE CIEL BLEU Le ciel était bleu comme son âme, un bleu solennel — ni joyeux ni entier, mais transpercé par les ailes d’anges disparus, traînant derrière eux le parfum des temples brûlés. Il marchait là où les coquelicots pleurent en vain, le souffle chargé d’absinthe et de chagrin, ses veines — jardins étouffés par le désespoir, où rampent les serpents du souvenir noir. Chaque pas laissait de l’encre dans l’air, un hymne pour ceux qui osent et espèrent embrasser la bouche d

Ece Karadağ
9 Oca2 dakikada okunur


S’entraîner à Mourir Face à l’Innocence du Devenir : Le Phédon de Platon à l’Épreuve de la Philosophie Héraclitéenne
Introduction L’enquête sur la mort occupe une place centrale dans la pensée de l’Antiquité grecque, où elle se trouve intrinsèquement liée non seulement à une compréhension de la vie comme phénomène naturel mais aussi à une réflexion sur la détermination cosmologique de l’homme. Dès les penseurs préplatoniciens, qui d’emblée traitent la mort dans un cadre plutôt physique, il s’agit d’un approfondissement s’ouvrant aux différentes questions ontologiques. Pourtant ce qui donne

Behram Mete Nuhoğlu
2 Oca13 dakikada okunur


Kötülüğün Değil Aidiyetin Sıradanlığı
Bir eylemin, özellikle kötü olarak değerlendirilen bir eylemse, gerçekleşmesinin ardından eylemin sahibi tarafından şu sözler günlük hatta sıklıkla kullanılır: “Bunu yapmak zorundaydım” “Ben de böyle olsun istemezdim” “Elimden bir şey gelmiyordu” “Herkes böyle yapıyor” “Bana söylenen buydu, bilmiyordum…” Bu kalıpların arka planını biraz kurcalarsak sanki Spinoza’nın taşa bilinç atfetmek üzerine olan metaforunun tam tersini görüyoruz. Havaya fırlatılan taşın bir bilinci olsa

Atahan Okay Uğur
26 Ara 202512 dakikada okunur


Reaksiyonerizmin Zaman Anlayışı: Foucault ve Schmitt Üzerinden Geçmişin Politikleştirilmesi
Modern siyasette geçmiş artık salt bir hatırlama meselesi değil, bir mücadele alanıdır. Yıllardan beri süregelmiş geçmiş, ilerlemeciliğin kendi içinde modernleşme uğruna çabalayan politik dinamiklerine karşı reaksiyon verme noktasında bir araç olarak kullanılmıştır. Reaksiyonerizm işte tam bu noktada içerisinde sağlam düşünsel temeller barındırmadığından ötürü ideoloji olamamış ama politik-nevrotik bir hareket olarak ortaya çıkmıştır. Reaksiyoner düşünce, siyasal zamanı gelec

Alp Fındıkçıoğlu
19 Ara 20255 dakikada okunur


İki Şehrin Hikâyesi: Troya ve Mycenae Üzerinden Bir Kimlik Karşılaştırması
Yale Üniversitesinden Profesör Donald Kagan, Antik Yunan Tarihine Giriş derslerinden birinde şuna benzer bir şey söylemişti: “Eğer 1700’lü yıllarda, zamanının en entelektüel çevrelerine gidip Troya veya Mycenae hakkında bir şeyler sorsaydınız, muhtemelen size şöyle diyeceklerdi: “Seni aptal! Bunların hepsi masaldan ibaret; Homeros’un anlatmış olduğu uydurma hikayeler, gerçek değiller.” Fakat Schliemann adında bir “aptal”, Homeros’a inanmayı seçti.” Bunu ilk duyduğumda, sanırı
Serpil Beşiktaş
12 Ara 20257 dakikada okunur


Latour Dosyası I - Gaia ile Yüzleşme
Bruno Latour, modern düşüncenin sınırları dışında çalışmaya cesaret eden ender filozoflardan biriydi. 1947’de Fransa’da doğan Latour’un akademik serüveni, klasik anlamda bir felsefe kariyerinden çok, disiplinlerin birbirine temas ettiği bir düşünsel güzergâh olarak şekillendi. Bilim ve teknoloji çalışmaları, antropoloji, sosyoloji, metafizik ve siyaset teorisi onun pratiğinde ayrışmayan alanlardı; çünkü Latour için modernliği anlamanın yolu, modernliğin masum saydığı kavramla

Yavuz Geçer
5 Ara 20255 dakikada okunur


Toplumsal Bir Yanılgı: Yönetimdeki “Baba”lar
Okuldan eve geldiğim yorgun bir günün sonunda, fondaki televizyon sesine kulak vermemle birlikte, bu yazıyı hangi konu çerçevesinde kaleme almak istediğime nihayet karar verebildim. Anneannemin pür dikkat izlediği programa ihbar amaçlı bağlanan bir hanımefendi önce adaleti sağlaması için Esra Erol’a yalvarırken, hemen ardından bana ilham olan o cümleyi kurdu: “Buradan Tayyip Baba’ya sesleniyorum...” İpin ucunu bu cümleden tutup yaptığım birkaç araştırma sonrasında çeşitli sok

Eylül Aravi
28 Kas 20256 dakikada okunur


Venedik’te Ölüm ve İmgeler
“Çünkü güzellik, sevgili Phaidrosçuğum, yalnızca güzellik, hem sevilmeye değer hem de gözle görülebilen bir şeydir; güzellik, bunu iyice belle, tinsel olanın duyularla kavranıp duyularla katlanabileceğimiz tek biçimidir… Güzellik, duyan bir insanı tine götüren yoldur.” İtalyan Yeni Gerçekçilik akımının öncülerinden Luchino Visconti’nin, Mann’ın ünlü edebiyat yapıtından uyarlama 1971 yılında gösterime giren filmi Morte a Venezia ’ya farklı perspektiflerden bakmadan önce konu

Almila Özyalçın
21 Kas 20253 dakikada okunur


Zıtlıklar ve Denge
ZITLIKLAR VE DENGE Evrendeki düzeni düşünmeye başladığımda birbiri ardınca sıralanan zıtlıkların dengesinin büyüsüne kapılıyorum ve düşündükçe daha da içine çekiliyorum. Tek bir kelimeyle evreni nitelendirecek olsam buna “denge” diyebiliyorum ama bu denge, hareketsiz bir taşın sessizliği değil; birbirini çeken ve iten güçlerin bitmeyen devinimidir. Bir an için düşünelim; geceyi söküp alan sabah, aslında karanlığa yaslanarak yükselir. Açlık, tokluğu; susuzluk, bir yudum suyu

Asya Gül Savaş
14 Kas 20252 dakikada okunur


Heidegger ve Sorge
Heidegger ve Sorge (Kaygı/Özen) (Sorge kelimesinin endişe olarak çevrilmesi Heidegger’in felsefesi için daha uygun görülse de Türkçe yazılan metinlerde kullanılan kelimenin genellikle kaygı olması sebebiyle Sorge’nin çevirisi bu şekilde yapılmıştır.) Anahtar Kelimeler: Heidegger, Kaygı, Sorge, Cura, Endişe, Dasein Giriş Martin Heidegger’in Varlık ve Zaman adlı eseri varlığın anlamı sorusunu somut olarak ele almayı hedefler. Duygular, Heidegger için deneyimin belirli yönler

Ayça Alyanak
7 Kas 20256 dakikada okunur


Bir Direnişçi Yaratmak
Psikiyatr, militan, filozof, sosyolog vs. Fanon için kullanılabilecek ve hem onun mesleğini hem de düşün dünyasındaki yerini az ya da çok açıklayabilecek tonla sıfat, isim ya da titr mevcut. Bunların hiçbirinin, tıpkı diğer herhangi bir kimse için geçerli olduğu gibi, Fanon’u anlatmaya yeteceğini düşünmüyor olmamıza karşın, gerek genel bir ön fikir oluşturması gerek de yazının geri kalanında konuyu ele alacağımız cihetlerden ötürü onu burada bir “psikiyatr” olarak isimlendire
Ahmet Şerif Uzun
31 Eki 202516 dakikada okunur


Jack London Dosyası - II Üst İnsan Wolf Van Weyden
Deniz Kurdu (1904), Jack London’ın denizcilik üzerine yazdığı yayınlanan iki kitabından ilkidir. Kimileri tarafından Martin Eden (1909) için bir ön çalışma gibi görülüyor olsa da bundan çok daha fazlasıdır. Bir kitapta hayatı denizde geçen gaddar bir entelektüel (Wolf Larsen) ile karadaki modern hayatından kopup denizin acımasızlığına uyum sağlayan bir entelektüelin (Humphrey Van Weyden) ilişkisi anlatılırken; diğer kitapta karadaki entelektüel yaşama alışmaya çalışan cahil
Hazal Turanlı
24 Eki 20258 dakikada okunur


Conatus Essendi
Conatus Essendi Modern insanın en çok korktuğu, kaçmaya, önlemeye çalıştığı kimi zaman unuttuğu kimi zaman unutturduğu ölüm, hiçbir zaman sadece biyolojik bir olay olmamıştır. Yüzeysel olarak çok açık bir gerçeklik gibi görünse de ölüm, yalnızca bireyin yaşamının sonu değil; aynı zamanda toplumsal bir olgudur. İnsan doğarken ölümü cebine alıp gelir. Bu varoluşsal yük, her daim orada, bedenle birlikte taşınan görünmez bir hatırlatıcıdır. Susan Sontag, insanı hem sağlıklıları

Selin Sungar
17 Eki 20256 dakikada okunur
HODOS
bottom of page
