top of page

Furious (2026) basit bir female rage hikayesi mi?

  • Yazarın fotoğrafı: İlke Ezgi Kuru
    İlke Ezgi Kuru
  • 4 gün önce
  • 2 dakikada okunur

Female rage yani “kadın öfkesi” kavramı son dönemde en çok adını duyduğumuz temalardan biri. Peki bu tema sosyal medyanın içini boşalttığı estetize edilmiş bir kadın imgesine mi dönüşüyor? Yoksa gerçekten kadın öfkesinin temsiline dair derin bir dönüşümden mi bahsediyoruz?


Sinema ve televizyon dünyasında o sakin, uslu ve itaatkâr kadın imajının dönüşümünü olumlu bulsak da bu kez öfkenin kendisinin tekdüze bir şablona indirgenme ihtimalini ne kadar fark ediyoruz?


Kısaca diziden bahsetmek gerekirse, erkekleri hedef alan bir kadın seri katil Catherine ile onu yakalamaya çalışan FBI ajanı Alice’in hikayesi anlatılıyor. Dizi klasik av-avcı ilişkisini takip etmiyor, aradaki çizgi zamanla bulanıklaşıyor ve bu iki kadının birbirlerine göründüğünden daha fazla benzediğini görüyoruz.


Dizinin adı da Antik Yunan intikam tanrıçaları “Erinyes” Roma’daki karşılığı olan Furies’ten geliyor, öfkeli kadın figürlerinden. Bu bağlantı bir tesadüf değil. Kadın öfkesi sosyal medyanın birkaç yıldır keşfettiği bir moda değil, yüzyıllardır süregelen mitolojik bir arketip. Dizi bu bağlantıyı hatırlatıp kadın öfkesini bir trend olmaktan çıkarıyor mu yoksa bu referansı kullanarak öfkeye daha sofistike ve estetik bir pazarlama dili mi kazandırıyor?


Furious, diğer anlatılardan farklı olarak Catherine karakterini basit bir denklem üzerine

kurmuyor, bu kadın şiddet mağduruydu bu yüzden yaptıkları meşrudur demiyor. Geçmişi ve motivasyonu belli bir bağlam içinde izleyiciye gösteriliyor çünkü o ne masum bir kurban ne de kötü bir karakter. Dizi karakterini meşrulaştırmak için onu hak eden bir mağdur haline çevirmiyor.


Ama bu noktada da şöyle bir ikilem ortaya çıkıyor. Bu kırılma ne kadar gerçek? Son dönemde çoğu yapımda karmaşık, ahlaken belirsiz kadın karakterleri görüyoruz. Bu da bir noktada klişeye dönmeye başladı. Furious bir şablonu kırarken, aynı zamanda derin bir anlatısı olan kadın öfkesi altında yeni bir formül de olabilir. Adeta birkaç yıldır her kadın karakterin güçlü ve bağımsız imgesine sıkıştırılması gibi.


Bu ikilem son yıllardaki pek çok yapımda karşımıza çıkıyor. Örneğin Gone Girl’de Amy’nin

soğukkanlı bir şekilde ilerlediği intikam planı, Promising Young Woman’da Cassie’nin

erkekleri köşeye sıkıştırdığı hesaplaşma anları hepsi farklı hikayeler olsa da benzer bir estetik diline sahipler. Kontrolü kaybetmiş ama estetize edilerek sunulan kadın hikayeleri izleyiciyi tatmin eden intikam sahneleri ile dolu bir formül. Bu tekrar eden imgeler, öfkenin kendisini bir tür görsel formüle indirgiyor olabilir.


Burada irdeleyeceğimiz nokta, ekrandaki estetik çıldırma anları gerçek hayattaki kadın

deneyimiyle ne kadar örtüşüyor? Popüler kültürün öfke sunumu kusursuz ve güvenli bir

mesafeden yapılıyor, oysa gerçekte kadınların öfkesi nadiren bu kadar sterilize ve

alkışlanabilir. Bir kadın toplumda öfkesini dile getirdiğinde güçlü değil, histerik ya da dengesiz ilan ediliyor. Belki bu mesafe, ekranın öfkeyi bir ürüne dönüştürme ihtiyacıdır. Doğru kadraj, müzik ve klişe bir son izleyiciye bu öfkeyi izletilebilir kılıyor. Oysa gerçek öfke izletilmek için değil rahatsız etmek için vardır.


Bu noktada Furious’a dönersek, Catherine’in öfkesi rahatsız edici ama izlenebilir. Evet dizi

onu haklı çıkarmıyor ama izleyicinin tüketmek isteyeceği bir anlatıya dönüştürüyor. Dizinin çelişkisi de tam burada. Kadının öfkesini basit bir intikama çevirmiyor, ama yine de belirli bir estetik içinde sunuyor.


Asıl soru ise şu: İzleyici olan bizler gerçekten bu öfkeyle yüzleşmeye hazır mıyız, yoksa bize

sunulan ambalajı mı istiyoruz?

 
 
bottom of page