Platon Diyaloglarında Savaşın Ahlaki Sınırları
- Elif Kızıl

- 16 May
- 7 dakikada okunur

Savaş, insanlık tarihinin başlangıcından bu yana varlığını sürdüren, toplumsal yaşamı derinden etkileyen yıkıcı bir olgudur. Çok sayıda iç ve dış savaşa sahne olan Antik Yunan’da, özellikle Atina için savaş olgusu merkezi bir öneme sahiptir. Öyle ki bu kendini yazılı ve sözlü gelenekte gösterir. Homeros ve Hesiodos’un başyapıtlarından, Theognis’in lirik şiirlerine; Thokudides’in karmaşık nesirlerinden, toplumsal ve ahlaki sorunları konu alan Euripides ve Aiskhulos’un tragedyalarına ve bunlarla beraber Aristophanes’in komedyalarına kadar, savaşın edebi eserler üzerindeki belirgin etkisi görülebilir. Ancak, Antik Yunan’ın bir savaş toplumu olduğu düşünülünce savaş üzerine fikirlerin gelişmesi ve bu fikirlerin edebi ve felsefi eserlere yansıması son derece doğaldır. Felsefe metinlerindeki ilk örnekleri ise Herakleitos ile karşımıza çıkmaktadır. Platon ise savaşla ilgili pek çok meseleyi diyaloglar aracılığıyla ele alır; özellikle gençlerin savaş eğitimi alıp almaması, adil bir savaş düzeninin mümkün olup olmadığı, savaşın meşruiyeti ve savaş sırasında düşmana nasıl davranılması gerektiği gibi sorular bu tartışmaların merkezinde yer alır.
Biz bu çalışmada Platon düşüncesinde belirli diyaloglar çerçevesinde kişinin ἀγαθόν[1] (agathόn) ve κακός[2] (kakos) davranışlarının nasıl ortaya çıktığını δύναμις[3] (dunamis) ve ἀρετή[4] (aretê) ilişkisi üzerinden ele alacağız ve bu bağlamda savaşmanın hangi koşulla haklı ve ἀρετή’lere dayalı olacağını araştıracağız. Buradan hareketle de savaşmanın adabını konuşacağız. Amacımız, savaşın meşruiyetini teknik değil etik bir problem olarak konumlandırmak ve Platon’un metinlerinden hareketle “savaşmanın adabı”nı ve “savaşmanın sınırları”nı kavramsal olarak temellendirmektir.
Bilindiği üzere pek çok antik filozof gibi Platon da eudaemonistik bir bakış açısına sahiptir. Kimi Platon uzmanlarına göre Platon’un böyle bir anlayışı benimsemesinin ve σωφροσύνη[5] (sôphrosunê) ve ἀρετή’ler eşliğinde bir yaşamı öncelemesinin en büyük nedeni Atina’nın Sofistler tarafından saldırı altında olmasından dolayıdır. Oysa Platon diyalogları dikkate alındığında bu anlayışın Platon düşüncesinin temel bir parçası olduğu açıktır. Dolayısıyla Sofistler bu anlayışın oluşmasında doğrudan doğruya bir nedeni değildir. Platon’a göre yaşamın en yüksek amacı εὐδαιμονία (eudaimonía) ve buna uygun düşünce ve davranıştır. ἀρετή, ise bireyin ona ulaşması için gerekli tüm beceri ve eğilimleri sağlar. ἀρετή, ψυχή’nin[6] iki temel cihetinden biridir. Platon düşüncesi itibariyle ψυχή, δύναμις’leri bakımından iki cihete ayrılır, bunlardan ilki πάθη[7] (páthê), yani hareket ettiren ve hareket esnasında işleyen δύναμις’ler, ikincisi ise ἀρετή’nin kendisi yani idrak ve tahakküm kurmayı sağlayan δύναμις’lerdir.[8] Tüm bu δύναμις’leri uyumlu ve dengeli birleşmesi ile ψυχή’nin adil oluşu yani δίκαιον (dikaion) hali ortaya çıkar. Fakat bu δύναμις’ler arasında bir ahenk, bütünlük sağlanamaz ise ahlaki değerlerden ve dolayısıyla da adaletten bahsetmek pek de mümkün değildir. Platon düşüncesinde δύναμις’e sahip olmak ἀγαθόν bir şeydir.[9] Sahip olduğumuz δύναμις’lerse iradi bir imkân sağlayarak bize eylemlerimizi belirleme özgürlüğünü tanır. ἀγαθόν ve κακός olan davranışlara yönelebilme δύναμις’lerine sahip olan ψυχή, ἀρετή’lerin birlikteliği sayesinde ἀγαθόν olan bir davranışı gerçekleştirebilir. Bu birliktelik δικαιοσύνη (dikaiosúnê)[10], σωφροσύνη ve ὁσιότης[11] (hosiótês) gibi ἀρετή parçaları ile elde edilmelidir.[12] Platon’a göre ἀρετή’ye bağlı bir yaşam, hayatın esas gayesi olarak görülmeli ve bunun için ἀγαθόν’un ἐπιστήμη’sine[13] (epistêmê) ulaşmak gerekmektedir. ἀγαθόν’un ἐπιστήμη’sine ulaşan kişi ἀγαθόν ve κακός arasında bir ayrım yapabilmeye muktedir olacaktır. Ve dolayısıyla bu ἐπιστήμη’ye sahip olan kişinin δύναμις’lerini buna göre tayin etmesi beklenir. Böylelikle kişi eylemlerinin zevk ve acı verebilecek sonuçlarını doğru bir şekilde hesaplayabilir. Akıllıca hesaplanmış eylemler “erdemli” addedilirken doğru hesaplanamayan her türlü eylem “erdemsizlik”tir. Bu noktada Platon’un, Gorgias diyaloğunda 469d’de vermiş olduğu τυραννίς[14] (turannís) olmamızı sağlayan δύναμις örneğini incelendiğinde görülecektir ki bu δύναμις’e sahip olan biri “haksız yere” istediği şeyi yaptığı takdirde “güçlü bir adam” olarak bilinmeyecektir.[15] Bir şeyi yapabilmeye muktedir olmanın kaynağı olan δύναμις haklı olarak kullanımı için δίκαιος bağlı olmalıdır. Platon özellikle Politeia diyaloğunda savaşta δύναμις’lerin erdemli bir biçimde kullanılması gerektiği belirtir.
δύναμις’in haklı olarak kullanımı ile ilgilenen Platon, doğru anlaşıldığında δύναμις’in her zaman için adaleti gerektirdiğini savunur. Ancak Küçük Hippias diyaloğu incelendiğinde görülecektir ki ψυχή’nin bir δύναμις’i olan δικαιοσύνη’den ἐπιστήμη olmaksızın bahsedilemeyecektir. Sokrates’e göre δικαιοσύνη ne tek başına δύναμις’dir ne de sadece ve sadece ἐπιστήμη’dir, δικαιοσύνη ikisinin birlikteliğidir ve dolayısıyla her ikisine de sahip olan bir ψυχή δίκαιος’dur.[16] Platon’a göre kişi sahip olduğu δύναμις’i hem kendisi hem de başkaları için δίκαιος’a bağlı kullanmalı ki erdemli sayılsın. Dolayısıyla herkesin amacı da bu olmalıdır, haksız yere doğan tutkularından ötürü acı çekmemeli, yine haksız yere ortaya çıkan, sonu gelmek bilmeyen isteklerinin boyunduruğu altında ezilerek yaşamamalıdır; δικαιοσύνη ve σωφροσύνη’ye dayalı davranmalı ve sonunda mutlu olmalıdır. Mutluluk ise δύναμις’lerin etkinliğe dönüşmesi ile belirlenir ancak bu etkinlikte meydana gelen eylem haklı olarak gerçekleştirilmelidir. Gorgias diyaloğunda ise şu ifadeler yer alır: “erkek ya da kadın, her kim ki dürüsttür, o mutludur; her kim ki doğru yoldan ayrılmıştır ve kötüdür, o mutsuzdur”.[17] Aynı vurguyu Menon’da da görürüz: kadında ve erkekte iyi olmak için σωφροσύνη’den ve δικαιοσύνη’den ayrılmamalıdır.[18]
Platon’a göre insanlar gibi devletler de iyi olmalıdır ve savaşmak yerine adaleti istemelidir çünkü devlet için ἀγαθόν olan şey barış içinde yaşamaktır. Ancak devletler çeşitli sebeplerle savaşmaktadır: lüks yaşam, daha fazla toprak arzusu, zayıf toplumları himaye altına almayı istemek ve benzeri saikler başlıca örnekleridir. Tüm bu sebepler içerisinde savaş yalnızca kendini ve toplumunu savunmak amacıyla mübah sayılmaktadır. Platon’a göre hakiki bir “devlet adamı” savaşmayı öncelikli ve kaçınılmaz bir iş olarak görmemelidir. Yasalar’da da belirttiği üzere “en yüksek iyilik (ἄριστος) ne savaş (πόλεμος) ne de iç çatışmadır (στάσις) asıl olan karşılıklı barış (εἰρήνη) ve dostça tutumlar (φιλόφρων) sergilemektir”.[19] Gerçek bir yasa koyucu ise yasaları savaş için değil, barış için düzenleyen kişidir. Sahip olduğu δύναμις’leri adalet için kullanmalıdır aksi halde sonuç κακός olacaktır. Kötülüğün kaynağı da tamda burada belirir: adaletsizlik. Şu açıktır ki adaletsizlik savaşa, adaletlilik ise barışa neden olur. Adaletsizce yapılan her şey kötüdür. Platon’a göre kötülük adaletsizlikten doğar. Bu nedenle savaşta ilk katledilen şey masumiyettir.
Savaşmanın sınırını belirleyen bir başka unsur ἀνδρεία’dır[20] (andreia). Peki ἀνδρεία nedir? Lakhes diyaloğun da, Lakhes erdemin bulunduğu yeri terk etmeden düşman ile çarpışan (πολεμέω) adam olduğunu hatta onun yiğit / cesur (ἀνδρεῖος) biri olduğunu belirtir, Sokrates ise onaylar ancak bunu doğru yanıt olarak kabul etmez.[21] Bu sadece cesur olmaya bir örnektir. ἀνδρεία’nın ne olduğunu bilmek için onun δύναμις’inin ne olduğuna bakmak gerekir: Lakhes’e göre bu ψυχή’deki dayanıklıktır (καρτερία). Fakat Sokrates bunun her çeşitten bir dayanıklılık olmadığını belirtir ve ἀνδρεία’nın καλός (kalos, güzel, iyi) olması itibariyle sınırlandırır. Çünkü Sokrates’e göre φρόνησις[22] (phronesis) olmaksızın dayanıklılık καλός ve ἀγαθόν olamayacaktır. Dolayısıyla ἀνδρεία’nın δύναμις’i ψυχή’deki φρόνησις ile gerçekleşen bir dayanıklılık olacaktır.[23]
En nihayetinde Platon’a göre nefsi müdafaa haricinde savaşmak cinayettir. Savaşmaya zorlanan bir millet savaşmayı isteyen bir millete göre daha cesurdur ve yine savaşta haklı olan taraf nefsi müdafaa sonucu savaşmak zorunda bırakılanlardır. Savaşmanın haklılığı da burada ortaya çıkar. Ancak unutulmamalıdır ki bireyin ve devletin amacı savaş değil, εὐδαιμονία’dır; yasaları da buna uygun bir şekilde savaş için değil, barış için düzenlemesi gerekir. Belirli sebepler ortaya çıkan bir savaşın ardından ise Politeia diyaloğunda, özellikle V. kitapta belirtildiği üzere düşmanın silahlarını almakla yetinmeyip onların üstlerini soyanlar çirkin ve açgözlü olarak görülür dahası cesede zulmetmek ve bu esnada kalan düşmanları kovalamak küçüklükten de öte mide bulandırıcıdır, alçaklıktır. Platon böylelerinin kendilerine taş atanı bırakıp atılan taşa saldıran köpekler arasında fark olmadığını belirtir.[24] Düşmanın ölülerine saygı gösterilmeli ve onları alıp götürmesine izin verilmelidir. Yenik düşenlerin silahları ise tapınaklara götürülmemelidir. Toprağa zarar verilmemeli evler yakılıp yıkılmamalıdır, yalnızca o yılın ürünlerine el koyulmalıdır. Aksi halde çatışmanın böylesi çok korkunç sayılır, Platon’a göre hücum edenlerin yüreklerinde sevgi yoktur. Tüm bunların yanı sıra kadınlar, çocuklar ve erkekler yani o toplumun halkı düşman olarak görülmemelidir. Savaş esnasında aşırı ve orantısız güç uygulamak, adaletten ayrılmak haklı savaşın amacıyla bağdaşmayacaktır.[25]
SONUÇ
Platon düşüncesinde savaş, insanın ya da devletin temel amacı değildir. Asıl amaç εὐδαιμονία’dır ve bu da ancak erdemli bir yaşamla mümkündür. Savaş, zorunlu hâle geldiğinde dahi ölçü ve adaletle sınırlandırılmalıdır. Bu çalışma göstermiştir ki savaşmanın adabı, δύναμις’in ἀρετή ile birleşmesine bağlıdır. Güç tek başına değer üretmez; bilgelikle yönlendirilmiş güç erdemli olabilir. ἀνδρεία, kör bir atılganlık değil, φρόνησις ile işlenmiş dayanıklılıktır. Platon’un metinlerinden çıkan temel sonuç şudur: Hakiki güç, istediğini yapabilmek değil, doğru olanı yapabilmektir. Savaşın ortasında dahi adaletten ayrılmamak, ruhun düzenini korumak anlamına gelir. Bu nedenle Platon’da savaşın ahlaki sınırı, askerî bir strateji değil, ruhsal bir disiplin meselesidir.
KAYNAKÇA
Beekes, Robert. Etymological Dictionary of Greek. The Netherlands: Brill NV, 2010.
Çelgin, Güler. Eski Yunanca-Türkçe Sözlük. İstanbul: Kabalcı, Yayınevi, 2011.
Frede, Dorothea. “Plato’s Ethics: An Overview”. The Stanford Encyclopedia of Philosophy (2017). https://plato.stanford.edu/archives/win2017/entries/plato-ethics/. (erişim: 28.02.2026).
Koç, Yalçın. Anadolu Mayası. Ankara: Cedit Neşriyat, 2014.
Perseus Digital Library. Erişim Adresi: http://www.perseus.tufts.edu/hopper/morph (erişim 28.02.2026)
Plato. Platonis Opera, ed. John Burnet. Oxford University Press. 1903 [Perseus Digital Library elektronik edisyonu kullanılmıştır].
Platon. Devlet. Çev. Hüseyin Demirhan. Ankara: Palme yayıncılık, 2007.
Platon. Diyaloglar. Haz. Mustafa Bayka. İstanbul: Remzi Kitapevi, 2010.
Taylor, A. Edward. Platon: Bilgi, Ruh ve Devlet, çev. C. İ. Özkan. Ankara: Fol Yayınları, 2020.
[1] ἀγαθόν, (Agathόn): iyilik, yardım, lütuf, ihsan anlamlarına gelmektedir. Güler Çelgin, Eski Yunanca-Türkçe Sözlük, İstanbul: Kabalcı, Yayınevi, 2011, s. 13.
[2] κακός (Kakos), όν, (adj.): çirkin, hoş olmayan; kötü, fena; kusurlu, uğursuz anlamlarına gelmektedir. Çelgin, Yunanca Sözlük, s. 343.
[3] δύναμις, (Dunamis), (f) kelimesi güç, kudret, muktedir olmak, yapabilme yetisi, yeti, yetki, otorite, tesir, etki, potansiyel, kapasite, mümkün, olasılık, olanak, imkân, yetenek, kabiliyet gibi pek çok anlamlara gelir. Robert Beekes, Etymological Dictionary of Greek, The Netherlands: Brill NV, 2010, s. 358.
[4] Platon’a göre yaşamın en yüksek amacı eudaimonía (εὐδαιμονία, well-being, happiness), ahlaki düşünce ve davranıştır, aretê (ἀρετή, excellence) ise ona ulaşmak için gerekli tüm beceri ve eğilimleri sağlar. Dorothea Frede, “Plato’s Ethics: An Overview”, The Stanford Encyclopedia of Philosophy (2017), https://plato.stanford.edu/archives/win2017/entries/plato-ethics/. (erişim: 28.02.2026).
[5] Sôphrosunê, (σωφροσύνη), (adj.): tam olarak tercüme edilemeyen bu kavram İngilizcede “ölçülülük”, “kendini tutma”, “öz-kontrol”, gibi karşılıklar verilse de bunların hepsi de “kendini-alıkoyma” anlamına gelmesiyle sakıncalıdır. Etimolojik olarak en yakın ifade ‘sağ-görüşlülük’ (healty-mindedness) olacaktır. Yunan geleneğinde sözcüğün kullanımı, ‘arsızlık’ ve ‘ahlaki beğenin yoksunluğu’ olarak bilinen “ὕβρις” (hybris) sözcüğünün karşıtı olan ahlaki zarafet, güzellik, biçim duygusu ve orantı olduğu bilinmektedir ve bu da ‘hiçbir şeyde aşırıya kaçma’ ilkesiyle söylenebilir. A. Edward Taylor, Platon: Bilgi, Ruh ve Devlet, çev. Cengiz İ. Özkan, Ankara: Fol Yayınları, 2020, s.79.
[6] ψυχή (Psukhê), (f) kelimesi soluk, nefes; ruh, can; yaşam, ömür, hayat; benlik, zeka anlamlarına gelir. Çelgin, Yunanca Sözlük, s. 728.
[7] πάθη, (Páthê) (f.): hareketsiz olma, pasiflik, durgunluk; üzüntü, acı; hastalık anlamlarına gelmektedir. Çelgin, Yunanca Sözlük, s. 485.
[8] Yalçın Koç, Anadolu Mayası, Ankara: Cedit Neşriyat, 2014, s.240.
[9] Plat. Gorg. 467a. Platon diyalogları söz konusu olduğunda, “Kaynaklar”da verilen Türkçe çevirilerden; ayrıca Perseus Digital Library’deki Grekçe orijinal metinlerden ve yine Perseus Digital Libray’deki İngilizce çevirilerden yararlanılmıştır. Diyaloglara gönderme yapılırken, doğrudan yapılan alıntılar hariç Stephanus sayfa numaraları verilmiştir.
[10] δικαιοσύνη, (Dikaiosúnê), (f.): doğruluk, adalet, insaf; hak anlamlarına gelmektedir. Çelgin, Yunanca Sözlük, s. 170.
[11] ὁσιότης, (Hosiótês) (f.): din, kült; dindarlık, azizlik; erdem, fazilet anlamlarına gelmektedir. Çelgin, Yunanca Sözlük, s. 479.
[12] Plat. Meno. 78d-e.
[13] ἐπιστήμη, (Epistêmê), (f.): bilgi, bilim, ilim, inceleme, tetkik anlamlarına gelmektedir. Çelgin, Yunanca Sözlük, s. 266.
[14] τυραννίς, (Turannís), (f.): mutlak iktidar, krallık; despotluk, tyrannos’luk / tiranlık anlamlarına gelmektedir. Çelgin, Yunanca Sözlük, s. 667.
[15] Plat. Gorg. 469d.
[16] Plat. Hipp. Min. 375d-376a.
[17] Plat. Gorg. 470e.
[18] Plat. Meno. 73b.
[19] Plat. Laws 1.628c-d.
[20] ἀνδρεία (Andreia), (f.): yiğitlik, cesaret, korkusuzluk anlamlarına gelir. Çelgin, Yunanca Sözlük, s. 63.
[21] Plat. Lach.191a.
[22] Φρόνησις (phronesis) (f.): düşünme; duygu, his; amaç, niyet; sağduyu, aklıselim; bilgelik, tedbirlilik anlamlarına gelmektedir. Çelgin, Yunanca Sözlük, s. 706.
[23] Plat. Lach. 192b-c.
[24] Plat. Rep. 469d-e.
[25] Plat. Rep. 469e-470b.



