Heidegger ve Sorge
- Ayça Alyanak

- 7 Kas
- 6 dakikada okunur

Heidegger ve Sorge (Kaygı/Özen)
(Sorge kelimesinin endişe olarak çevrilmesi Heidegger’in felsefesi için daha uygun görülse de Türkçe yazılan metinlerde kullanılan kelimenin genellikle kaygı olması sebebiyle Sorge’nin çevirisi bu şekilde yapılmıştır.)
Anahtar Kelimeler: Heidegger, Kaygı, Sorge, Cura, Endişe, Dasein
Giriş
Martin Heidegger’in Varlık ve Zaman adlı eseri varlığın anlamı sorusunu somut olarak ele almayı hedefler. Duygular, Heidegger için deneyimin belirli yönlerini ortaya çıkarma görevi üstlenmektedir. Varlık ve Zaman’da yer alan duygulardan birisi Almanca aslı ile Sorge, kaygıdır. Sorge kelimesi, yalnızca “kaygı”yı değil, aynı zamanda “özen gösterme” ve “ilgilenme” anlamlarını da ifade eder. Etimolojik olarak Sorge, Almancadaki Sorga ve eski İngilizcedeki Caru kelimelerinden türemiştir. Modern İngilizcede ise Care olarak karşılık bulmaktadır. (“Sorge.” Cambridge Dictionary, Cambridge University Press)
Sorge, Heidegger’e göre herhangi bir nesneye yönelmeyen, varoluşsal bir kaygıdır. Bu bakımdan kaygı, yalnızca bir duygulanım hali değil, varoluşun temel yapısıdır. İnsanın kendisini evinde hissetmemesi, bir ‘’uzakta olma’’ hali ile benzerlik taşır. Sorge, Dasein’ın dünyayla ilişkisini kuran asli yapıdır. Bu noktada ilerleyebilmemiz adına Dasein’ın Heidegger felsefesindeki yerini kısaca incelememiz gerekir.
Dasein, Heidegger’in varlık türleri arasında insanın varoluşunu karakterize eden kavramdır. Ancak, ‘’insan’’ kelimesiyle tam olarak özdeş değildir çünkü Dasein, kendi varoluşunu anlamaya çalışan bir varlıktır. Dasein’ın temel yapısı “dünya-içinde-olma”dır. Bu ifade, insanın varoluşunun her daim bir bağlam ve bir ilişkisellik içinde yer aldığını vurgular. Bu bakımdan Dasein, var olmanın yanında ayrıca dünya ile ilişki kuran, anlam üreten bir varlıktır.
Sorge Kavramının Tarihsel, Dinsel ve Felsefi Kökenleri
Heidegger’in Sorge anlayışının kökenlerini anlamak için kavramın mitolojik ve teolojik temellerini de ele almak gerekir. Bu bağlamda en önemli referanslardan birisi Hyginus’un ortaya attığı düşünülen Cura mitidir. Cura kelimesi Latincede ilgi, alaka ve özen gibi anlamlara sahiptir. Anlatıya göre, Roma mitolojisinde insanları topraktan yaratan tanrıça olan Cura, elleriyle toprağa şekil vermiş ve Jüpiter’den bu varlığa ruh üflemesini istemiştir. Jüpiter’in bu isteği kabul etmesi üzerine yaratılan yeni varlığın kime ait olacağı ve nasıl isimlendirileceği konusunda bir tartışma yaşanır. Jüpiter ruhunu verdiği için, toprak tanrıçası Tellus ise varlığın bedeni topraktan yaratıldığı için varlık üzerinde hak iddia eder. Satürn bu tartışmaya bir son vererek varlığın adını insan (homo) koyar. Sonuç olarak varlığın ruhunun ölümünden sonra Jüpiter’e, bedeninin ise Tellus’a döneceğine karar verilir. Cura ise yaşamı boyunca varlığa özen gösterecek asıl güçtür.
Bu anlatı, insanın varoluşuna eşlik eden sürekli özen ve kaygının sembolik bir ifadesidir. Varlık ve Zaman’da geliştirilen Sorge; insanın kendisiyle, dünyayla ve zamanla olan ilişkisini felsefi bir düzleme iter. Heidegger için Sorge, Dasein’ın olgusal varoluşunun olanak koşuludur. Bahsi geçen olgusal varoluş, Dasein’ın kendisini zaten bir dünyada, belirli ilişkiler içerisinde ‘’bulmuş olma’’ halini ifade eder. Yani Dasein, her zaman belirli bir varoluşunu her zaman belirli bir bağlam içinde gerçekleştirir. Sorge, bu faktik koşullar içerisinde Dasein’ın kendini anlamlandırma biçimi olarak tanımlanır.
Cura figürü, antik ve sonraki kaynaklarda farklı şekillerde karşımıza çıkar. Vergilius’un Aeneas destanının VI. Kitabında Cura, katı ve intikamcı bir figür olarak betimlenir. Herder kendi şiirsel versiyonunda Cura’yı yaratıcı ve koruyucu bir anne figürüyle özdeştirir. Goethe’nin Faust’unda karşımıza çıkan kaygı huzur bozar, uykuları kaçırır. Heidegger bu referanslardan yola çıkarak Cura imgesini insan varoluşunun metaforu olarak yeniden yorumlar.
Augustinus ve Hristiyan Düşüncesinde Cura
Cura kavramı ayrıca Aziz Augustinus’un İtiraflar adlı eserinde kullanmış olduğu inquietum kavramı ile benzer bir anlam taşır. İtiraflar’da kökensel bir kaygıdan bahsedilir fakat Cura kelimesi doğrudan kullanılmaz. Augustinus, kaygıyı Hristiyan düşüncesi ile bütünleştirir ve ona iki anlam yükler. Kaygının ilk yönü, insanın kendisi, evren ve Tanrı hakkında duyduğu ihtimam ve ilgi ile ilgilidir. İkinci yön ise bu dünyada yaşanan acıların öteki dünyada telafi edileceğine dair inançtır. Bu bakımdan Augustinus’un kaygı anlayışı Heidegger’in Sorge kavrayışı ile kesişir. İki düşünce de insanın dünyada bir şeye yönelmiş bir varlık olduğunu vurgular.
Heidegger, 1921 yaz derslerinde Augustinus’un inquietum ifadesini doğrudan Sorge olarak adlandırmaz. Ancak, 1921–1922 dönemindeki kış derslerinde inquieutum’u kaygı ile bağdaştırır ve bu terimi kullanmaya başlar. Augustinus’un bu kavramı varoluşsal kaygının ilk biçimlerinden birisi olarak ele alınabilir. Tanrı’ya yönelen kaygı ile dünyaya yönelen varoluşsal kaygı arasında bir benzerlik ilişkisi kurulabilir. Augustinus ve Heidegger için de insan, eksikliği ile tanımlanan bir varlıktır.
Descartes’ın Özerklik Modeline Karşı Sorge
Heidegger’in Sorge kavramı, Descartes’ın rasyonel özne anlayışına yönelik bir eleştiri olarak nitelendirilebilir. Descartes, özneyi dünyadan yalıtılmış bir varlık olarak tanımlar. Bu varlık kendisini yalnızca düşünce aracılığıyla bilir. Heidegger’in felsefesinde Dasein izole bir Cogito olmaktan fazlasıdır. O, her daim diğer varlıklarla ilişkili ve “dünya-içinde-olan” bir varlıktır. Bu ilişkisel yapı Mitsein (birlikte-var-olma) kavramı ile açıklanabilir. Mitsein, insan topluluklarının zeminini oluşturur çünkü her insan başkaları ile olan ilişkileri aracılığıyla anlam kazanır. Dasein’ın yapısı, insan topluluklarını mümkün kılan bu temelde anlam bulur. Başkalarının varlığı bizi hem sınırlar hem özgürleştirir. Bunun sebebi insanın ancak ötekilerle var olarak kendi özgün varoluşunu gerçekleştirmesidir.
Bu noktada, Heidegger’in felsefesinin özneye yönelik yalnızlık düşüncesinden uzaklaşarak, daha toplumsal ve varoluşsal bir çizgide ilerlediğini vurgulayabiliriz. Sorge, bireysel bir kaygıyı temsil etmenin ötesine geçer; bir başkasına yönelmiş bir sorumluluk biçimi olarak da yorumlanabilir. Birlikte var olduğumuz ötekilere karşı gösterdiğimiz bu özen sayesinde varoluşumuza etik bir perspektiften yaklaşma imkanı buluruz.
Heidegger ile benzer bir doğrultuda Michel Foucault da Descartes’tan itibaren hakikatin ontolojik bağlamından koparılmasını ve teorik bir bilgi düzeyine indirgenmesini eleştirir. İnsanı düşünme yetisi üzerinden tanımlamak, varlık anlayışını daraltır (Yalçıntaş, 2007). Modern insan, dünyevi ve toplumsal taleplerin ağırlığı altında ezilmekten kendi gerçek varlığını gözden kaçırır, kendi hakikatini unutur. Heidegger’in Sorge anlayışı bu unutuluşu aşmanın bir yolu olarak karşımıza çıkar. Sorge, bu yüzeyselliği kırarak bireyin varlığının derinliğini ve ilişkilerini keşfetmesini sağlar. Böylece insan, otantik bir yaşam sürme olanağına erişir. Sorge bireysel bir alanda sıkışıp kalmaz, ayrıca varoluşsal bir yeniden köklenme biçimidir.
Varoluş Şekilleri, Zamansallık ve Ölüm
Heidegger, otantik (eigentlich) ve inotantik (uneigentlich) varoluşu birbirinden ayırır. Gerçek, yani otantik varoluş, insanın kendi varlığının farkında olması ve kendi olanaklarını özgürce seçebilmesidir. İnotantik varoluş ise konformizm ve sosyal normlara uyulması ile sorumluluktan kaçıştır. Kişinin kendi varlığının farkında olması, özgünlüğüne ulaşması için gereklidir.
Bu noktada ölümle yüzleşmek de farkındalığın koşuludur. Heidegger, ölümü Dasein’ın kendine özgü gerçeği olarak tanımlar. İnsan, kaçınılmaz sonun farkındalığı ile yaşamına devam eder. Sorge'nin Dasein'ın temel duygusu olmasının sebebi onun hiçlikle ve dolayısıyla varoluşla yüzleşmesine karşılık gelmesidir. Ölüm bilinci, gündelik dağınıklığı aşarak varoluşun bütünlüğünü sağlar. Dasein, sonluluğu kabul ederek gündelik hayata dalmış halinden kurtulabilir, böylece kendi varlığına yönelebilir. (Çüçen, Heidegger’de Varlık ve Zaman, s. 87.)
Varlık ve Zaman’da Heidegger, kaygının varlıkbilimsel anlamını zamansallık üzerinden temellendirir. Zamansallık, Dasein’ın hem geçmişi hem şimdiyi hem geleceği yaşama biçimidir. Sorge, bu üç zamansal boyutu birbirine bağlayan yapıdır. Geçmiş, insanın geldiği bağlamı; şimdi, eylemin alanını; gelecek ise olanakların ufkunu temsil eder. Bu üç boyut arasındaki denge insan varoluşunun anlamını oluşturur.
Sonuç
Sorge, ontik bir tutum olmakla kalmayarak Heidegger felsefesinde ontolojik bir yapıya dönüşür. Kaygı, varoluşun özgürlüğünü yeniden keşfetmeye bir çağrıdır. Endişeden, korkudan farklıdır. Bir nesnesi yoktur ve insanın dünyadaki varlığına zamansal bir anlam kazandırma eğilimini ifade eder.
Modern dünyanın şekillendirdiği insan, bu sebeple kaygılı bir varlıktır. Kendi varoluşunun anlamını yitirme korkusuyla yaşamını sürdürür. Kaygı, insanı sürekli kendini var etmeye iter. Belki de insanın, üreterek kendini ölümsüz kılma arzusu bu kaygıdan doğar. Neden bükülmüş dalları usulca salınan bir söğüt ağacını çizmek isterim? Neden piyanoda rastgele tuşlara basar, hoşuma giden dizilimi not ederim? Fayda gözetmeden gerçekleştirdiğimiz, somut sonuçlar doğuran bu eylemler ölümümüzün ardından hatırlanacak bir iz bırakma isteğiyle doğrudan ilişkilidir.
Üretim, insana özgü bir yönelimdir. Hayvanlar doğanın döngüsünde kendilerine verilenle yetinirken, insanlar doğayı dönüştürerek araçlar yapar ve kendine ait bir anlam yaratır. Emek, insana hem dünyada bir yer hem de anlam kazandırır. Duygularımız ve sezgilerimiz bu sürece dahil olur, dolayısıyla sanat insanın en varoluşsal faaliyeti olarak adlandırılabilir.
Sorge, üretkenliğimizin ve kendi sonluluğumuz karşısında anlam arayışımızın sembolüdür. Ölümlülüğümüzle yüzleşmemizin simgesidir; bazen Cura’ya benzeyen bir anne gibi bizi parmaklarıyla şekillendiren o sıcak güçtür, bazen de Faust’a musallat olan o karanlık gölge. Her iki durumda da kaygımız bizleri yaşamın merkezine taşır. Sonuçta kaygı duymak, hâlâ insan olmaktır.
Kaynakça:
HEIDEGGER, Martin. Varlık ve Zaman, çev. Aziz Yardımlı
Critchley, S. (2009, July 3). Being and Time, part 5: Anxiety. The Guardian. https://www.theguardian.com/commentisfree/belief/2009/jul/06/heidegger-philosophy-being
KARABULUT, D. (2013). HEIDEGGER FELSEFESİNDE “KAYGI”NIN YERİ [ADNAN MENDERES ÜNİVERSİTESİ].
Mitolog. (2024, Haziran 27). Cura: Antik Roma’nın Yaratıcı Tanrıçası. Mitoloji.org.tr. https://mitoloji.org.tr/cura-antik-romanin-yaratici-tanricasi/
YILDIZ, E., & KURT, E. (2016). HERDER’DEN HEIDEGGER’E: SORGE. Kutadgubilig, 30, 377.
YILDIZ, E., & KURT, E. (2016). HERDER’DEN HEIDEGGER’E: SORGE. Kutadgubilig, 30, 380.
Dasein Foundation. (n.d.). Key terms. https://dasein.foundation/keyterms
DYE, Ellis. (2013) Sorge in Heidegger and in Goethe's Faust. ResearchGate.
YALÇINTAŞ, Önder. (2017). Foucault ve Heidegger’in İnsan Anlayışı.
SALAR, Anıl. (2021). Heidegger, Kaygı ve Depresyon Üzerine. https://alcakkultur.com/2021/10/06/heidegger-ve-kaygi/
Wrathall, Mark, "Martin Heidegger", The Stanford Encyclopedia of Philosophy (Spring 2025 Edition), Edward N. Zalta & Uri Nodelman (eds.), https://plato.stanford.edu/archives/spr2025/entries/heidegger.



