top of page

Tractatus Logico-Philosophicus Neden Okuyucu Dostu Bir Eser Değildir? Sezgisel Bir İnceleme

  • Yazarın fotoğrafı: Tolunay Çağım Çağatay
    Tolunay Çağım Çağatay
  • 27 Şub
  • 7 dakikada okunur


Tractatus Logico-Philosophicus (TLP)’un ilk basımı yüz yılı aşmış bulunuyor fakat biz TLP’yi ne ölçüde anladık yahut bunun için birtakım ön şartlar gerekli midir? Başlıktan da anlaşıldığı üzere belki de bu husus üzerindeki yargımız üzerine bir işmar vermiş olabiliriz. Aşağıda bu meseleyi iki bölümde ele almaya çalışacağız. Öncelikle Kantçı anlamda diskürsif olmayan bir tarzda, sezgiye hitap ederek, gevşek bir okuyucu karşıtlığı tipolojisi önereceğiz. İkinci bölümde ise TLP bu tipolojide nasıl konumlanmaktadır bunu soruşturacağız ve kitaptan birkaç örnek vererek aslında okuma zorluklarının bir kısmının Wittgenstein’ın üslubundan kaynaklandığıyla sonuçlandıracağız ve bu mütevazı denemeyi büyük bir taleple sonuçlandıracağız.


I) Hiç Okuyucu Dostu Filozoflar Var mıdır?


Felsefe ve edebiyat tarihinde kimi yazarlar vardır ki; gerek üslupları, gerek kullandıkları yöntem bakımından okuyucuya kolaylıkla hitap ederler. Bu tarz yazarlar düşünüldüğünde akla ilk olarak Fransız edebiyatında Voltaire, İngiliz entelektüel külliyatında Russell ve Alman filozoflardan Schopenhauer gelir çünkü Voltaire kısa bölümlerde somutlaşır ve canlı bir tempoda okuyucu koşturur. Russell, en karmaşık kavramları ve teorileri birinci sınıf bir yalınlıkla ve şakacı bir tarzda okuyucuya aktarır ve son olarak Schopenhauer (kötü şöhretinin aksine) de İstenç ve Tasarım Olarak Dünya (İTD)’da aynı konu üstünde defalarca devinir ve böylelikle üç önceki paragrafta yazılan şeyi tam olarak anlamadıysanız, bölümün sonunda konu hakkında sinoptik bir anlamaya erişirsiniz.


Diğer taraftan, bir de öyle yazarlar vardır ki, okuma güçlüklerini burada sıralamak dahi zordur fakat kimi karakteristikleri şu şekilde sıralanabilir: i) Bitmek bilmeyen cümleler/uzun paragraflar ii) Muğlak üslup, mistik bir aroma ve aforizmatik bir tarz iii) Evrendeki atom sayısından fazla ima denemesi iv) Teknik notasyon v) Eserin yazarıyla benzer düşüncelere sahip insanların anlayabileceği eserler. Bir ilave kategori de belki çevirisi problematik eserler olabilir ancak zaten çeviri zorluğu yukarıdaki beş kategoriyle kesişim halindedir (yahut şemsiye kategori gibi düşünülebilir). Nitekim, Quine’da olduğu gibi diller arasında çevirinin ve dolaylı olarak anlamın belirsizliği, Derrida’da olduğu gibi yorumun sonsuzluğu meseleleri günün felsefesinde havada süzülen fikirlerdir. Son olarak, her halükarda, Traduttore, traditore[1]


Elbette, bu kısa tractatus philologicus’ta okuyucu dostu ve okuyucu düşmanı yazarlar arasındaki farkları tüketebileceğimizi iddia etmek naif olur. Yine de, yukarıdaki kategorizasyona uyabilecek yazarlar aşağıda şu şekilde örneklenir:

İlk kategoriye Kant rahatlıkla girebilir çünkü Saf Aklın Eleştirisi’nde bir cümlenin bir paragrafa tekabül ettiği yerler hiç de azınlıkta değildir.


İkinci kategoriye girebilecek bir yazar Hegel’dir. Hegel’de dünya tamamen akılsal olduğundan ve dünyada daimi bir devinim olduğundan varılan nokta bir Aufhebung’dur ki o da yeni bir devinime yol açar. İkinci kategori yazarlarını anlamak için kitabın yazıldığı dilde ustalık gerektiğini belirtmek gereksiz olur.


Üçüncü kategori yazarlarının belki de en büyük temsilcisi ise James Joyce’tur. Ulysses’teki her bir bölüm dünya fikirler tarihindeki bambaşka eserlerle daimi bir temas halindedir ancak güçlük şuradadır ki herhangi bir bölümdeki ima tamamen yoruma açık olduğu için ve bizler; yazar eserini yazarken aklında ne vardı tam olarak bilmediğimiz için, bir bölümdeki herhangi bir meseleyi herhangi bir kitapla (doğru argümantasyon tatbik edildiğinde) iliştirme imkanına sahip olabiliriz. Zaten tam da bu yüzden Joyce edebiyat profesörlerinin nezdinde ölümsüzlük kazandığını iddia eder zira üzerine kelam edebileceğimiz, tüketemeyeceğimiz kadar konu türetilebilir[2].


Dördüncü kategorideki yazarları örneklemek için ise Analitik Felsefe’deki ağır topları düşünmek yeterli olacaktır. e.g. Carnap, Gödel, Quine, etc. Burada yaşanan güçlük bu yazarların makalelerini yahut kitaplarını anlamak için yoğun bir önşartlar listesini tamamlamış olmak gerekmesinde yatar. Örnekte verilen üç yazar da mantıkçı olduğu için bu yazarların kitaplarını anlamanın ön koşulu en az temel seviyede matematiksel mantığa hakim olmak, matematiğin doğası hakkında bir kavrayışa sahip olmak vb. olarak sıralanabilir.


Beşinci kategori ise aslında TLP’nin anlaşılması için koşulan şarttır ve eserin henüz başında şöyle buyurulmaktadır: “Bu kitabı, burada ifade edilen düşünceleri yahut benzer düşünceleri bir defa olsun düşünmüş birisi anlayacaktır. Demek ki bu bir ders kitabı değildir. Bu kitap, anlayarak okuyana keyif verirse amacına ulaşmış olacaktır.” [çeviri bana ait] (Wittgenstein, 1922, Önsöz)


II) TLP’yi Okuyabilmenin Ana Zorlukları


a)    TLP’nin İskeleti

Prima facie, yedi temel önermeden oluşan bu eserin göreli kısalığı bir öğleden sonra bitirilebileceği yanılgısına neden olabilir ve aslında çoğunlukla yapılmaya çalışılan şey de budur. Ancak şu göz önünde bulundurulmalıdır ki TLP hiç şüphesiz felsefe tarihinde yazılmış en yoğun eserlerden biri olmasının yanı sıra, Analitik Felsefe geleneğinde Frege ve Russell’ın mantık/mantık-matematik felsefesi çalışmalarıyla kıyaslandığında çok daha fazla spekülatif, a priori temelli ve mistiktir.


A priori temelli olmasına verilebilecek bir örnek dünyanın önermelerden kurulu olmasıdır. Neden diye sormak yersizdir zira bu bir fiat tarzıdır. ‘Ol’ denir ve olur. İlave bir açıklamaya gerek yoktur. Bir diğer husus da TLP’deki takip edilen üsluptaki katı keskinlik ve yavanlıktır. Analojiler ve metaforlar gayet tabii mevcuttur fakat çoğunlukla bir askeri talimname okuyor gibi hissederiz. Bu aslında hayat boyu takip ettiği asketik yaşam tarzıyla da yakından ilişkilidir. Tam da bu nedenden ötürü kendisine ‘Le style est l’homme même (Üslubu adamın ta kendisidir)’ yakıştırması yapmak yerindedir.


Kitabın korkutucu derecede yoğun olduğunu anlamak için şu gözlemi yapmak yeterli olacaktır: Sadece 70-80 sayfalık bir kitaba sığabilecek olan bu eserde ilk önermeden itibaren felsefe tarihinde devrim yaratacak tarzda fenomenal öznenin dolaysız olarak iptal edilmesinin yanı sıra, dünyanın ve dilin özüne ilişkin yorumlar, mantık ve matematik felsefesi hakkında gözlemler, üstte söz edilen mentörlerin eleştirisi, özgün bir olasılık teorisinin iskeleti, 20. Yüzyıl fikirsel gelişimini geri dönülemeyecek şekilde etkileyecek bir felsefi yöntemin geliştirilmesi, bilim felsefesi, nedenselliğin gereksizliği, henüz ergenlik döneminde okumuş olduğu İTD’deki solipsizmin gözden geçirilip sonrasında eleştirilmesi, dünyada bir değer olup olmadığı meselesi ve mistik olan mevcuttur. Söz edilen bu hususlar dahi kitabın büyüklüğü hakkında bir fikir vermeye yeterlidir.


b)    TLP Hangi Okuyucu Dostu Olmayan Kategorilere Girmelidir?

Az önce söz etmiş olduğumuz yüzeysel eser tipolojisine göre TLP çeşitli bakımlardan ii., iv. ve v. kategorilerin üyesi olarak düşünülebilir. Kitabın neden beşinci kategorinin üyesi olduğunu üstte açıkladığımızı varsaydığımız takdirde, TLP neden diğer söz ettiğimiz kategorilere de dahil edilmelidir bunu açıklamak gerekir.


TLP’nin ikinci kategorinin üyesi olduğu bakım Wittgenstein’ın sadece TLP’de değil, diğer eserlerinde de (e.g. Felsefi Soruşturmalar (FS)) aforizmik bir tarzı olmasından kaynaklıdır. Bu mistik damardan gözlemlerinden birinin prototipi 1. Dünya Savaşı’ndaki notlarındaki şu aforizması olabilir: “Sanat eseri sub specie aeternitatis (ebediyet penceresinden) görülen nesnedir ve iyi yaşam sub specie aeternitatis (ebediyet penceresinden) görülen yaşamdır. Bu sanat ve etik arasındaki bağıntıdır…” [çeviri bana ait] (Wittgenstein, 1961, s. 83). Örnek olarak, TLP’de henüz daha ilk önermeden fenomenal süjenin iptal edilmesine rağmen Wittgenstein şunu demekten de geri kalmayacaktır: “İyi ya da kötü istenç dünyayı değiştirirse; dünyanın dil ile ifade edilebilecek önermelerini değil, sadece sınırlarını değiştirir. Yani, böylelikle dünyanın bambaşka bir hale geldiği düşünülmelidir. Dünya deyim yerindeyse bir bütün olarak küçülüyor veya büyüyor olsa gerektir. Mutsuz insanın dünyası mutlu insanın dünyasından farklıdır.” [çeviri bana ait] (TLP. 6.43).


Burada göz önünde bulundurulması gereken husus şudur: Nasıl oluyor da fenomenal süjenin olmadığı bir dünyada iyi yahut kötü istence sahip insani bir varlığın dünyasının sınırlarının bir bütün olarak değiştiği ortaya atılabilir? Burada belki de Wittgenstein’in kıta felsefesiyle olan gevşek bağından söz etmek yerinde olacaktır. Mesela kimi şerhçilere göre “Wittgenstein esasen Kantçı bir filozoftu. Onda Kant-Karşıtlığı ancak şuna varır: Tıpkı diğer Kantçılar gibi Kant’ın sistemini dönüştürdü ve özgün bir Kantçılık tarzı yarattı.” (Stenius, 1960, s. 214). Wittgenstein’ın Kant’tan dolaylı olarak etkilendiği gayet tabii düşünülebilir. Günün sonunda bu bir milieu meselesidir ancak Wittgenstein Kant’tan herhangi bir şekilde etkinlendiyse bu aslında Schopenhauer vasıtasıyla mümkündür ve bunu okurken Schopenhauer’deki temsil öznesi ile Kant’tan Schopenhauer’e sirayet eden safi özne arasındaki salınımı akılda tutmak gerekir. Bu da aslında TLP okumaya yeni bir tabaka eklemekten başka bir şey değildir.


TLP’deki teknik notasyon hususu ise belki de eserin en problematik yerlerinden biridir zira Wittgenstein’ın göreli kendine mahsus geliştirdiği bir notasyon vardır ve kitapta bu konu üzerine açımlama ve örnekleme fakir kalır. Burada özellikle de Peanocu anlamda mantıksal sabitlerin ( gerçek anlamda asli olmadığı meselesi ön plana çıkmaktadır çünkü bu mantıksal sabitler Sheffer Çizgisi (Sheffer’s Stroke, |) tarafından birbirlerinden türetilebilirler (TLP. 5.1311). Özellikle de kitabın 6. Önermesi ve belki de odak noktası olarak adlandırılabilecek kısmıdır. ‘Önermenin Genel Formu’ üzerine yazılmış şerh sayısı ve niteliği dahi yeterli değildir. 5.6 ile 5.641 arasında fenomenal süjenin mutlak olarak iptal edilip sadece ‘felsefi ben’in varlığından söz edilebileceğini okurken, eskilerin deyimiyle in medias res[3] şu notasyonla karşılaşırız: TLP 6. …[p, ξ, N(ξ)]. Hemen TLP 6.01’de bunun üzerine bir yorum vardır fakat bu da bize çok yardımcı olmaz. Nitekim notasyon daha da karmaşık hale gelir. Bunun için ikinci kaynaklara başvurmak gerekir ki ‘Önermenin Genel Formu’ üzerine yazılmış en iyi şerhlerden biri belki de G.E.M. Anscombe tarafından yazılmıştır çünkü kendisi basitçe üstteki notasyonu daha sağduyuya uygun hale getirmekle başlar, şu şekilde imler ve sonrasında açımlar:


“[, Nn(), Nn+1()]


temel önermelerin bütününün toplamıdır: Yani formül varsaymaktadır ki örnek olarak temel önermeler sayılı olsaydı, doğruluk-fonksiyonlarının (genel terimi bu formül olan) 103. Terimi tam olarak nedir söyleyebilirdik…İki p ve q temel önerme durumunu düşünelim ve p ve q’nın doğruluk fonksiyonlarının tamamının N(ξ) ardışık uygulamasıyla türetilebileceğini gösterelim. Doğruluk-argümanı p ve q olan doğruluk-fonksiyonlarının genel terimi şu şekilde olacaktır:


[, Nn(), Nn+1()]


…serideki ikinci terim ve ilk doğruluk-fonksiyonu N(p,q)(=ne p ne q’dur) [(pvq)] ve ikinci doğruluk fonksiyonu bu operasyonu ilk işlemin sonucuna uygulamaktır. Yani N(N()), i.e. pvq [(pvq)]…” (Anscombe, 1959, s. 132-134)


Anscombe bu şerhte sadece bu önerme için müstakil bir bölüm ayırmış, çok detaylı bir şekilde mantığın tüm doğru önermelerinin temel önermelerin totolojik doğruluk-fonksiyonlarından türetilip türetilemeyeceğini sorgulamış ve Church’ün 1930’lardaki çoklu niceleme teorisine atıfta bulunarak biçimsel kurallara uygun bir formülün teorem olup olmadığını tayin etmek için bir karar mekanizması olmadığıyla sonuçlandırmıştır. Bunun nedeni şudur: Birinci derece mantık sistemlerinde herhangi bir formülün mantıksal olarak geçerli olup olmadığına her zaman karar verebilecek bir algoritma yoktur (Entscheidungsproblem).


Burada göz önünde bulundurulması gereken husus şudur ki Anscombe gibi şerhçiler kitabın yedi ana önermesi için münferit bölümler ayırıp yoğun bir şekilde açımlarken, Wittgenstein bu önermeler için açımlama zahmetine girmez zira onu ancak “…burada ifade edilen düşünceleri yahut benzer düşünceleri, bir defa olsun düşünmüş birisi anlayacaktır.” [çeviri bana ait] (Wittgenstein, 1922, Önsöz) Q.E.D.


c)     Sonuç: Her TLP Okuma Faaliyetine Bir Prolegomena Şartı Koşmak

Son olarak bu mütevazı denemede şu iddialı prolegomena’yı dile getirmekten kaçınmıyoruz: TLP ek açıklamasız anlaşılabilecek bir eser değildir! Hayatında ilk defa TLP okuyan birisinin kitabın gerektirdiği tüm ön şartlara sahip olduğunu varsaymak basiretlice değildir. Buradaki iddiamızda felsefenin uzman olmayan okur işi olduğunu savunmuyoruz. Tersine, yüksek mertebeden eserler için aynı derecede açımlama gerekir. Dolayısıyla, her okuma faaliyetinde ikincil kaynaklara yönelinmesi kaçınılmaz olduğu gibi çeviri girişimlerinde de açımlama olmazsa olmazdır. Bu tarz bir açımlamanın yegâne örneği Max Black’in ‘Wittgenstein’in Tractatus’u İçin Rehber (A Companion to Wittgenstein's Tractatus)’idir. Black burada hem filolojik, hem mantıksal-felsefi bakımlardan eseri derinlemesine açımlamakta ve eseri idrakımızı kolaylaştırmaktadır.

 

 

 

KAYNAKÇA

Black, M. (1971). A companion to Wittgenstein’s Tractatus. Cambridge University Press.

G. E. M. Anscombe. (1959). An introduction to Wittgenstein’s Tractatus. Harper Torchbooks.

Stenius, E. (1960). Wittgenstein’s Tractatus: A critical exposition of the main lines of thought. Cornell University Press; Basil Blackwell.

Wittgenstein, L. (1922). Tractatus Logico-Philosophicus (F. P. Ramsey, Trans.; C. K. Ogden, Ed.). Kegan Paul, Trench, Trubner & Co.

Wittgenstein, L. (1961). Notebooks, 1914–1916 (G. H. von Wright & G. E. M. Anscombe, Eds.; G. E. M. Anscombe, Trans.). Harper Torchbooks.



[1] İtalyanca “çevirmene güven olmaz” minvalindeki söylem.

[2] Evrendeki atomların kardinalitesi mi yoksa Ulysses’teki imaların kardinalitesi mi daha büyüktür yahut bunlar mukayese edilebilir mi emin değilim.

[3] ‘Şeylerin ortasına’ minvalindeki beklenmedik şekilde gerçekleşen bir olayı anlatan deyim.

 
 
bottom of page