top of page

Gözetim Altında

  • Yazarın fotoğrafı: Behram Mete Nuhoğlu
    Behram Mete Nuhoğlu
  • 4 Nis
  • 3 dakikada okunur

(Arzular ve gündüz düşleri ruhu yolundan döndürüp onu kör-edici bir karanlığa sürükler, bu karanlık ise ruhun çürümeyi göze alacak kadar güçsüzleşerek nihayet başıboş hayaletler tarafından alaşağı edileceği anı bekler sürekli.)


1-Bakışlarla bozuldu zamanın akışı

solgunluğun kendi sabrına karşı, başlangıç sonsuzluğa karıştı

yankılar, şimdiye ait zincirlerde sürünüp duruyor

solgun bir objenin izini bırakıp bileklere

birliğini damarlardan ötesine taşıyarak:

bedeni nasıl zayıflaştırdığı hissedilmeden

gerçekliğin böyle sınırlarla çizilmesi hangi yarayı iyileştirecek bilinmeden

iğnelerden hangi garip maddenin akıp geçtiği

hücrenin kaç adımın insafına bitip tükendiği

yankıların ne zaman susacağı bilinmeden

ve gözlemden daha fazlası bozulmuş olarak:

zincirlerin dışarı taşıdığı damarlar,

daha fazla yaklaşmak istediği maddeyle dolup taşarken

gerçekliği çizgilerinden taşırıyor.


(Karanlık ortaya hayaletler çıkarır, çünkü rüya ruhu geçmişine bağlar: bilinçsiz ve büyülenmişçesine sıkı bir bağ. Bir izlenimden diğerine geçerken önceden düşünülebilir hiçbir şey yolcu etmez ruhu ama sadece kendi yapısının geçmiş körlükleri onun hareketini belirleyebilir.)


1-Yabancı bir cisim ucunu geleceğe uzatıyor parmaklıklardan,

boş duvarlar sonsuza kadar hatırlıyor

aynı hikayenin bambaşka hatıraları

alışkanlığa dönüşürken bedensizlik

ve damlalar tekrar anlattığında:

tekrar tekrar kan gölüne bulanarak zapt edilmiş

imkansızlığın heykelleri dolduruyor odayı

sargılı yüzleri bulanık yazılar gibi hazırlıksız yakalanırken infaza.


1-İçgüdüsü onu kendini zorla kabul ettirmeye iteleyen bir mekanizma

kendi hareketinin yalnızlığına karşı çıkarak

durduruyor etrafındaki metruk dairenin tüm devinimini

ve çivisi çıkmış tüm garip makineleri kendi ışığına mahkum ediyor:

dişlilerin arasında can bulmuş böcek ve bakterilerin hükmü altında

düşüncelerin bedene vurduğu ilk darbeler yankılanarak

çoktandır terk edilmiş odanın öksüz kapısını yumrukluyorlar.


1-Karanlığın içinde doğmuş bir varlık ışıldıyor,

ay ışığının en grotesk temsiliyle

huzursuz çıplaklığını teslim ediyor

yanıp sönen makinelerin sesine

ve lohusa çığlıklar parmakların tapınağına dikenler saplıyor

dönüp duran temasları nihayet duvara çivileyerek:

böyle sergileniyor isteğin ardındaki acı

ve böyle sürgüleniyor demir yürekli kapı.


1-Gerçeği ikiye ayıran bir araç, kırık bir ayna gibi,

yansıttığı ışıkların zamana yenilmesini seyrediyor

ve sanki duvarlar hep boş, boşluk hep karanlık kalmış gibi

yok sayılıyor karalanmış sözlerle sargılanmış yüzler

bu küçük odanın sonu tavanından akan mumlarla boğulmak

soğumak ve yalnızca kan lekelerinde, yaranın uzak hatırasıyla sıcaklık bulmak:

yara kapanmıyor ve hiçbir zaman kapalı değilmiş gibi

cam parçalarında parladıkça ilk kırmızısını yitirerek

dış dünyanın canlılığı uğruna derisini inceltiyor

dış dünyanın canlılığı

bu yatak odasındaki esaretin kaçıncı günü bilinmeden.


(Şiirin, rüyayı bize veren şiirin ayartıcılığı ruhu kendi yolunda dünya ile kurduğu bilinçli ilişkiden koparıp onu başka bir ruhun ihtimaline, birken iki olmanın heyecanına ve bu uğurda sınırsız bir kayboluşa sevk etmesinde yatar. Kayıp güzeldir.)


2-Düğüm ve çözümün zoraki birlikteliği, bir silah kılığında

gökyüzünün görünmezliğine karşı sabır gösterip

sıradaki hareketini kestiremeyen ellerden yükseliyor

ellerine tutturulmuş bir doğum

ve sıradaki sonuncu:

umut saçarak işkenceyi uzatan bu yabancı cisim

doğumu şu dünyaya acı dışında yeni hiçbir şey getirmeyen o cansız varlık,

eski değeri sadece dört duvarın boşluğunda yaşamaya devam eden bir nesnenin dolunayın parçalarıyla uyuşturulmuş, bilinmezin avcunda bulduğu kuvvetin ışıltısı mıdır düşünmeden ellerini sessizce göğe yükseltiyor bileklerindeki zincirleri kırmak pahasına yankıların kımıldanan değişimine kulak asmadan

odayı terk etmek pahasına

ve nihayet

görünmeyi bırakıp gitmek uğruna.


(Güzel kayıptır. Çünkü kayıp ve kayboluş bir sınırla temas halindedir, aynı neredeyse tamamen unutulmuş bir şeyin aniden ve bu kez geçmiştekinden de başka bir güçle su yüzüne çıkması gibi. Arzunun karanlığı eksiksiz bir karanlık değildir ki kör-ediciliği, tüm parlaklığın gün ışığının mutasyona uğramasıyla tek bir noktada birleşmesindendir. Bir görüntünün daha fazla görünemeyeceği, daha çok ışık saçıp yoğunlaşamayacağı noktada birleşir arzu kendi arzuladığının gerçekliğiyle.)


0-Çürümüş her şeyin arasında, aynı uzun rüyalardan uyanıp duran kana susamış bir canavar

bir çığlık kadar acımasız, sözlerin ilhamını tam ortasından keserek parladığında

zaman kendini ötelemeye dayanamıyor

ve göz bekleyemiyor artık

görmenin en güzel anı

görüntüleri olmayan bir sezginin esareti altında:

karşısında bir el

elinde bir şey var

elinde yeni bir uzuv tutuyor

ve gösteriyor tüm ihtimallerini saklı tutarak:

göz, kendi yazgısının labirenti içinde hep aynı ihtimalin manzarasına tanıklık etmiş, kafası karışık bir kadın elinde birbirine iliştirilmiş iki bıçakla yanıp sönüyormuş, kehanetteki işlevleri yalnızca görünerek kavuşabilirmiş gibi nihayetine

ve makas ağzını açtığında bir ucundan gerçeklik damlarken

iki farklı yaraya anlam verebilirmiş gibi:

ilki gözün varlığına yol açmıştı

göz açıldığı uzun zamandır unutulmuş, kanamaya bırakılmış bir yaraydı

ve yaratıcısının zamanın akışına kayıtsız, kusursuz hareketsizliğini izlerken

kendini makasın ikinci ucuna doğru sürüklüyor

infazını bir arzunun arkasına saklayıp ötelenerek

bir özgürlük ihtimalinin parlaklığına sürükleniyor

ve ihtimaller tüketilip o paslı makas yere düştüğünde

ikinci yara ışıkların kapanması

gözün dipsiz karanlığı ve kafası karışık bir kadının özgürlüğü olmuş olacak

makas yere düşüp parçalandığında

kendini teşhir etmiş olan tek şey zaman olacak

zaman

ve kör-edici sonsuz kudreti.


 
 
bottom of page